22.03.2018 Views

Evliyalar Ansiklopedisi - Turkiye Gazetesi Yayinlari

Create successful ePaper yourself

Turn your PDF publications into a flip-book with our unique Google optimized e-Paper software.

ve ârifi, kâmil zâtları idiler.<br />

Evinde Azîz isminde bir çocuk dünyâya geldi. Doğduğu zaman, orada bulunanların hepsinin<br />

duydukları "Hak" lafzını söyledi. Ondan çok hârikalar görüldü. İnsanlar, hep bu çocuktan<br />

konuşmaya başladılar. Ahmed Abdülhak kabristana gitti. Bir yerde durdu ve; "Burası Azîz'in<br />

kabri olur." dedi. Sonra çocuk hastalandı ve iki-üç gün içinde vefât etti. Söylediği yere<br />

defnedildi.<br />

Onun ve talebelerinin zikri, çoğu zaman "Hak" idi. Talebeleri hep "Hak" sözü ile can<br />

verirlerdi.<br />

1) Ahbâr-ul-Ahyâr; s.193<br />

2) Siyer-ül-Aktâb; s.215<br />

3) Envâr-ül-Üyûn fî Esrâr-il-Meknûn (Abdülkuddûs Gengûhî, Âsafiyye No: 575)<br />

4) Hazînet-ül-Asfiyâ; c.1, s.384<br />

5) İslâm Âlimleri <strong>Ansiklopedisi</strong>; c.11, s.237<br />

AHMED EL-ALESÎ;<br />

Bağdât evliyâsından. İsmi Ahmed, künyesi Ebû Bekr ez-Zâhid'dir. Babasının ismi Ali'dir.<br />

Doğum târihi ve yeri belli değildir. Hayâtı hakkında fazla bilgi yoktur. Kâdı Ebû Ya'lâ'dan<br />

fıkıh ve hadîs ilimlerini öğrendi.<br />

Ahmed el-Alesî'nin mesleği sıvacılık ve badanacılıktı. Geçimini bu işlerden sağlardı. Bir gün<br />

sarayın duvarlarını badana ederken odalardan birinde bulunan büyük bir tablo, etrafının<br />

açılması üzerine, düşüp parçalandı. Etrafındakiler buna çok üzüldüler. Durumu öğrenen<br />

sultan, Ahmed el-Alesî'nin dînine bağlı bir zât olduğunu öğrenince, bir şey yapmadı.<br />

Ahmed el-Alesî bu olaydan sonra sıva ve badanacılığı bırakıp, kendini tamâmen ibâdete<br />

verdi.Mescidde Kur'ân-ı kerîm okur, namaz kılardı.Kanâat sâhibi bir kimse olup, kendisi için<br />

kimseden bir şey istemezdi. Babasından mîras kalan malları azar azar satıp, onunla geçimini<br />

sağlardı. İhtiyâcı olanlara derhâl yardım eder, sıkıntılarını giderirdi. Cömertliği ile tanınırdı.<br />

Her gece Dicle Nehrinden aldığı su ile iftâr ederdi.<br />

Ahmed el-Alesî, hac vazîfesini yapmak için gittiğinde Mekke'deki Eshâb-ı kirâmın, Tâbiînin,<br />

evliyânın ve âlimlerin kabirlerini ziyâret etti. Fudayl bin Iyâd'ın kabrinin yanına geldiğinde<br />

kabrinin yanına asâsı ile bir çizgi çizip; "Yâ Rabbî! Burası burası!" dedi. Orada bulunanlar bu<br />

sözlerden bir şey anlamadı. Aradan bir süre geçtikten sonra Ahmed el-Alesî 1109 senesinde<br />

tekrar hacca gitmek için yola çıktı. Yolda iki defâ deveden düştü. Bütün ağrı ve sızılarına<br />

rağmen geri dönmeyip yoluna devâm etti. İhramlı olarakArafat'a geldi. O gün akşam ile yatsı<br />

arasında kelime-i şehâdet getirerek vefât etti. Sabahleyin mübârek cenâzesi, Kâbe-i<br />

muazzama etrafında yedi defâ dolaştırılıp tavâf ettirildikten sonra, Fudayl bin Iyâd'ın kabri<br />

yanına, önceden çizdiği çizginin bulunduğu yere defnedildi.<br />

Vefât haberi Bağdat'a ulaştığında, gâibden bir ses; "Ahmed bin Ali'nin cenâze namazını<br />

gaybî olarak kılınız." diyordu. Bunu işiten Bağdatlılar, halîfe Müstazhirbillah ve devlet<br />

erkânı büyük câmide toplandılar, gıyâbında cenâze namazını kıldılar. (Şâfiî ve Hanbelî<br />

mezheplerinde cenâze hazır olmadığı hâlde gıyâbî namaz kılmak câizdir.)<br />

1) Tabakât-ı Hanâbile Zeyli; c.1, s.105

Hooray! Your file is uploaded and ready to be published.

Saved successfully!

Ooh no, something went wrong!